BİLİMSEL GELİŞMELER

 
 Mora terapi adı, bu tedavi yöntemini geliştiren, Franz Morel ve Eric  Rasche’nin isimlerinin ilk hecelerinden oluşmuştur. Bu araştırmacılar biyorezonans yöntemi üzerinde yaptıkları çalışmalarla yeni bir tedavi paterni geliştirmişlerdir. Mora terapi önce allerji ve ağrı tedavisi konusunda kullanılırken, son yıllarda sigara bıraktırma konusunda da çok etkin olarak kullanılmaya başlanmıştır.Yöntemin temelinde, yaşayan organizmadaki hücrelerin, atomlarının elektron yapısından kaynaklanan ve o hücreye özel olan, bir elektromanyetik ışınım ve bir elektromanyetik titreşim paternine sahip olması yatmaktadır. Hücre;  insan vücudunun, İnsan vücudu; Dünyanın, Dünya; Evrenin yani Kozmosun küçük bir örneği gibidir.Evren (Kozmos), tüm varlıkları ve olayları içeren bir sistemdir. Kelimenin kökü dikkate alındığında bu “dirlik ve düzen içinde bir evren” anlamına gelen Yunanca bir sözcüktür.    Sadece bizim galaksimizde 400 milyar yıldız (güneş) bulunduğu tahmin edilmektedir. Bizim galaksimiz gibi içinde yıldızları ve gezegenleri barındıran ise milyarlarca galaksi vardır. Evreni dolduran bütün cisimler üç esas gücün etkisiyle bir arada bulunurlar:

1-Nükleer Güç: Atomik çekirdeğin nötron ve protonlarını bağlar.

2-Elektromanyetik Güç: atomları oluşturmak üzere elektronları çekirdeğe bağlar.

3-Gravitik Güç: Uzaydaki cisimleri belirli yörüngelerde tutar.

Bu cisimlerin uzayda hareketsiz yani statik değil, hareket halinde olmasını bu güçler sağlar. Cisimler hareket halinde olmasaydı hepsi birbirinin üzerine yuvarlanırdı. Dünya hem kendi ekseni etrafında, hem de güneşin ekseni etrafında dönmektedir. Bir gün içerisinde dünya ekseni etrafında dönüyor, ay da dünyanın etrafında dönüyor.

Dünya gezegeninin ve etrafta hareket eden gezegen yapılarının hareket döngülerinden meydana gelen bir matriks veya değer sahası vardır. Bu canlıların yaşayabilmesi için uygun bir yapıdır. Bu yapının frekans değerleri tespit edilebiliyor, bilimsel ve tıbbi olarak kullanılabiliyor. Biyorezonansın temelinde bu frekans bilgilerinin kullanımı yatmaktadır.

Aslında yaşayan organizmalardaki elektriksel aktivitelerin varlığı yüzyıllardan beri bilinmektedir. Yaşam enerjisi olarak da tanımlanabilen bu enerjinin etkisini 1786 yılında Luigi Galvini, yaptığı kurbağa bacağı deneyiyle göstermiştir. Ölü bir kurbağanın bacak kaslarına uyguladığı elektriksel aktivitenin, kasları uyardığını ve kasılmaya neden olduğunu gösteren Galvini’nin bu deneyi organizmadaki yaşamsal faaliyetlerin elektriksel bir aktivite sayesinde sürdürüldüğünü de göstermiştir.   Bu elektriksel aktivite, canlı organizmalarda enerjinin sürekliliğinin canlılık anlamına geldiği, enerji tıbbının temel kurallarının oluşmasına neden olmuştur. Vücutta “Yaşam Enerjisi” adı verilen bu enerji akımının devamı, normal sağlıklı  fizyolojik yapının bir gereğidir. Hastalıklar, fizyolojik yapının bozulması anlamına gelmektedir. Tedavinin amacı ise fizyolojik yapıya geri dönülmesidir.

Binlerce yıldır Çin’de uygulanan Akapunktur, çeşitli hastalıkların tedavisi için farklı kalınlık ve uzunluktaki iğnelerin cilde batırılması yöntemidir. Akupunktur “yaşam enerjisi”nin dolaştığı meridyenler üzerinde uygulanır. Hastalıklar da bu enerjinin tıkanması ya da iç dengenin bozulmasıyla ortaya çıkar. Tıkanan enerji kanallarının açılması için ise her hastaya özgü bir akupunktur reçetesi oluşturulur ve bu noktalar iğnelenir. Biyorezonans yönteminde ise bilgisayarlar yardımıyla aynı amaca ulaşılmaya çalışılır.

İnsan vücudunda tüm işlevlerinin birbiriyle uyumlu olarak çalışmasını sağlayan ve tüm vücudu kapsayan üst düzey bir iletişim sistemi vardır. Bu sistemin karmaşık yapısı içerisinde merkezi ve periferik sinir sisteminin yanı sıra, endokrin sistem, dolaşım sistemi ve lenfatik sistem gibi birçok sistem bir arada bulunmaktadır. Ancak sistemlerin fonksiyonlarını düzenleyen bilginin iletimi elektromanyetik titreşimlerle sağlanmaktadır.

 Pischinger isimli araştırmacı, sinir sistemindeki sinaptik aralıktaki bilgi aktarımına benzer şekilde sinir ve damar uçlarının, hücre çevresinde hücreye temas etmeden yoğun bir sıvıdan oluşan matrix alanı aracılığıyla bilgi aktarımı yaptığını göstermiştir.

  Bu matrix alanlarından oluşan enerji meridyenlerinin yapısında su molekülleri yani hidrojen iyonu önemli bir konuma sahiptir. Hidrojen iyonunun çekirdeğindeki tek protonun spin hareketi ile oluşturduğu manyetik alandan Mora Terapide de yaralanılmaktadır.

Maddenin en küçük birimi olan atom çekirdeğinde, proton ve nötronlar bulunurken çekirdeğin çevresindeki elektronlar sürekli hareket halindedirler. Çekirdekteki protonların özelliği, sürekli kendi ekseni etrafında ve kuzey – güney yönünde spin hareketi denen şekilde dönmesidir. Mıknatısların kuzey-güney yönünü göstermesi örneğinde olduğu gibi,  dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü ve hücre çekirdeğindeki protonların dönüşü aynı şekildedir.  Spin hareketi elektromanyetik bir alan ortaya çıkarmaktadır. Bu oluşan enerjinin günlük pratikte kullanılan en basit örneği bisiklet dinamolarının çalışma şeklidir. Bisiklet tekerlerine monte edilen dinamonun uç kısmı tekerin dönüşü ile  spin hareketi yaparak bir enerji oluşturmakta ve bu elektriksel akım bisikletin ışıklarının yanmasını sağlamaktadır.                    

 Atom çekirdeğindeki proton ve nötronların (nükleon) hareketleri ile “Nükleer Manyetizma” denen bir elektromanyetik alan ortaya çıkmaktadır. Nükleer manyetizma vücudun yaşamsal fonksiyonlarının organize edilmesinde etkin bir rol oynar, sinir uyarılarının, hormonların, enzimlerin ilgili alanlara ulaştırılmasını sağlar.  

Vücudumuzun 2/3’ünü oluşturan su moleküllerindeki Hidrojen iyonu, tek protona sahip olması ve vücudumuzda en fazla sayıda bulunan iyon olması nedeniyle önemli bir konuma sahiptir. Hidrojen, evrenin en basit ve en çok bulunan elementidir. Bilinen tüm yakıtlar içerisinde birim kütle başına en yüksek enerji içeriğine sahiptir (Üst ısıl değeri 140.9 MJ/kg, alt ısıl değeri 120,7 MJ/kg). Hidrojen doğada serbest halde bulunmaz, bileşikler halinde bulunur. En çok bilinen bileşiği ise sudur. 

Canlı hücrelerde olduğu gibi organik ve inorganik tüm hücrelerde elektromanyetik bir kimlik vardır. Dışarıdan vücuda alınan her madde vücudu sadece kimyasal özelliği ile değil ayrıca bu elektromanyetik bilgisi yoluyla da etkiler.

Carlo Matteucci isimli araştırıcı da 1838 yılında yaptığı çalışmalarla, karanlık sularda ışık saçan deniz canlılarında, kasların kasılırken elektrik ürettiğini göstermiştir.

Emil Du bois Reymond  1843 yılında, kasılmaya eşlik eden “aksiyon potansiyelini” kaydetmek üzere çok hassas bir galvanometre geliştirmiştir.

Hollandalı fizyolog Willem Einthoven 1900 yılında, bir galvonometreden İlk elektrokardiyografi (EKG) cihazını geliştirerek, bu keşfiyle Nobel Tıp Ödülünü kazanmıştır. EKG ile kalpte meydana gelen elektriksel aktiviteler kaydedilirken, sadece kalp adalesinin değil, sinirsel iletim sisteminin çalışması da incelenmektedir.

Richard Caton (1842-1926), özellikle tavşan ve maymunlarda serebral hemisferin elektriksel aktiviteleri üzerine çalışmıştır.  Kalp adelesi gibi hareketli organların elektriksel aktivitesinin kayıt edilmesinden sonra,hareketsiz bir organ olan beyin hücrelerinin elektriksel aktivitesi olup olmadığı merak edilmiş ve  Caton Elektro Ensefalo Grafi (EEG)’yi oluşturan potansiyelleri bulmuştur.

Hans Berger 1928 yılında insan beyninin elektriksel aktivitesini kaydetmiş ve uyanıklıkla uyku sırasında oluşan elektriksel aktivite farklarını göstermiştir.

Tüm bu gelişmeler günümüzde modern tıp uygulamalarında yaygın olarak kullanılan tanı yöntemlerinin de temelini oluşturmuştur. Bugün vücudumuzdaki tüm elektriksel aktiviteler kayıt edilebilmekte ve incelenebilmektedir. Bunun en açık örneği polisomnografidir.

Uyku laboratuvarlarında gece boyunca hastaların EEG, EKG kayıtları yanında,  Elektromyografi, Eloktrookülografi gibi daha birçok fizyolojik parametre eşzamanlı olarak kayıt edilebilmektedir.

Son yüzyılda gelişmelere, bilgisayarların katkısı damgasını vururken, çağımızın dahileri de ürettikleri teorilerle bilimsel gelişmelerde yeni ufuklar açmışlardır.

Albert Einstein ( 14 Mart 1879 – 18 Nisan 1955 ) Quantum teorisiyle, maddeyi yeniden tanımlamış ve “madde enerjinin yoğunlaşmış halidir, madde enerjiye, enerji de maddeye çevrilebilir” demiştir. Science dergisinde yayımlanan makaleye göre, Fransa’nın Teorik Fizik Merkezi’nden Laurent Lellouch başkanlığındaki Fransız, Alman ve Macar ekipleri dünyanın en güçlü süper bilgisayarlarından oluşturdukları ağ sayesinde yaptıkları araştırmada, ünlü fizikçinin, kütlenin enerjiye ya da enerjinin kütleye dönüşebileceğini gösteren e=mc² formülünü doğrulamışlardır.

Kuantum fiziğinden biyorezonans yönteminde de yararlanılmıştır. “Kuantum Cevabı” basit anlamıyla vücudun fizyolojik yapısına dönüşmesini  ifade etmektedir. Bu yöntemde vücuttan bir tepki cevabı alınır ve bu cevaba dayalı olarak terapötik bir değerlendirme yapılır ve vücutta nerede dengesizliklerin olduğunu, tekrar dengeye kavuşmak ve nihayetinde vücudun kendi kendini iyileştirici gücünü yeniden tetikleyerek tedavi gerçekleştirmek amacıyla o bölgeye terapi uygulanır.  

 

KLASİK TIPTA ELEKTROMANYETİK ALAN

 Elektromanyetik alan, kanımızdaki milyarlarca alyuvarın yani eritrositlerin aktivitesinde de rol oynamaktadır. Eritrositler, dolaşım sisteminde tek tek, birbirinden bağımsız olarak faaliyet gösterirler. Sağlıklı yaşam için gerekli enerji sisteminin en önemli taşıyıcı faktörü olan eritrositler, akciğerlerden aldıkları oksijeni tüm vücuda dağıtırken, metabolizma artığı olan karbondioksitin de vücuttan atılması için hücrelerden akciğer taşınması işini yapmaktadır.Eritrosit membranının yüzey gerilim özelliği eritrositlerin birbirlerine yapışmasını engelleyen önemli bir faktördür. Hücre içinde pozitif bir elektrik yükü, hücre zarının dışında ise bunu dengeleyen negatif bir elektrik yükü mevcuttur. Mıknatısların özelliği gereği, aynı yüklü elektrodlar birbirini itmekte, zıt yüklü elektrodlar ise birbirini çekmektedir.. Bu manyetik kural,  hücre dışındaki negatif yüzey yükü nedeniyle eritrositlerin birbirlerini itmesine ve kümeleşmeden dolaşım sisteminde hareket etmesine neden olmaktadır.

Eritrosit sedimantasyon hızı ölçümü; kanın pıhtılaşmasını engelleyen sodyum sitrat gibi maddelerle birlikte, kanın sedimantasyon pipetinde dik pozisyonda 2 saat kadar bekletilmesi ve kandaki eritrositlerin ne kadarının yer çekimine bağlı olarak pipetin alt kısmında kümelendiğinin tespit edilmesidir.

 

  SAĞLIKLI ERİTROSİT FONKSİYONLARI Eritrositlerin içinde bulunduğu kan sıvısının yani plazmanın içeriğinde bulunan; fibrinojen, alfa-2 globülin ve gamma globülin konsantrasyonlarının arttığı durumlarda eritrositlerin yüzeyindeki negatif yük azalır ve eritrositlerin birbirlerini itme gücü azalır. Bu durum eritrositlerin kümeler oluşturmasına ve hızlı çökmesine neden olur.   KÜMELEŞMİŞ ERİTROSİTLER

 

Eritrosit sedimantasyon hızı olarak tanımlanan bu olay akut ve kronik enfeksiyonlarda, tüberkülozda, akciğer kanserlerinde, romatizmal hastalıklarda, kronik aktif hepatitlerde ve diğer birçok malign olayda artmış olarak saptanır. Tedaviye cevap alındığı ve hastanın iyileştiği durumlarda sedimantasyon hızının normale döndüğü izlenir. Tüberküloz tedavisi gibi birçok durumda bu değer aktivite kriteri olarak izlenir.

Vücuttaki hücreler arasındaki bilgi ve enerji transferi, bilginin ve enerjinin frekansıyla belirlenir ve ancak ilgili birime transfer gerçekleşir. Bu olay bir diapozon deneyiyle gösterilmiştir. Bir ortamda ferkansları farklı olan çok sayıda diapozon olduğunu kabul edersek (A, B, C, D… diapozonları) ve eğer bu ortama titreşim halinde ve frekansı B diapozonu ile aynı olan diapozon ile girersek ortamdaki diapozonlardan sadece B diapozonu titreşmeye başlayacak, diğerleri etkilenmeyecektir.  

Bunun anlamı, B diapozonuna enerji transferinin yapılmış olmasıdır.

           

 

Son yılların en önemli gelişmelerinden birisi de bu nükleer manyetizmanın görüntüye çevrilmesidir. Manyetik rezonans görüntüleme tekniğinde;  (MRI) Mıknatıslı bir alan içerisine alınan vücuda gönderilen radyo dalgalarının uyarısı ile, hücrelerdeki hidrojen atomlarının ürettiği enerji, özel ara birimler (koil) sayesinde bilgisayar ortamına aktarılarak görüntüye dönüştürülmektedir. MRI, rontgen ışınları kullanılmadan, bilgisayarlı tomografilerden daha detaylı görüntü elde ettiğimiz noninvaziv bir görüntüleme yöntemidir.

 

Vücudun elektromanyetik özelliğinin, tanı yöntemlerinden sonra tedavi yöntemlerinde de kullanılması amacıyla yapılan çalışmalar sonucunda Mora Terapi geliştirilmiştir. Mora Terapi bu yönüyle,  gelecek yüzyılın tedavi yöntemi olmaya aday bir görünüm oluşturmaktadır.

Sigara vücut için doğal olmayan ve istenmeyen bir maddedir. Yanan sigaranın uç kısmında yaklaşık 8000C  bir ısı oluşur ve bu ortamda kimyasal reaksiyonlar sonucunda 4000 civarında madde ortaya çıkar.  Sigara içicilerinin, boğucu, zehirleyici ve kanser yapıcı birçok maddenin varlığını bilmelerine rağmen keyifle bu dumanı solunum yollarına çekmelerinin nedeni, bu dumanın içerisindeki nikotindir.

Nefes yoluyla alınan nikotinin kan düzeyinin artması beyinde dopamin salınımına neden olmaktadır. Dopaminin keyif verici ödül sisteminin süresi, nikotinin kan seviyesi ile ilişkili olarak devam etmektedir. Aynı duyguların sürekliliğinin sağlanması için sürekli sigara içme isteği önce alışkanlık sonra bağımlılık düzeyine gelmektedir. Sigara bilinen en güçlü bağımlılık yapan maddeler arasındadır.

Nikotinin vücutta oluşturduğu sağlıksız ortam hücrelerin doğal reaksiyonlarında değişikliklere ve reflekslerin azalmasına neden olmaktadır. Hayatında hiç sigara içmemiş bir kişiye bir nefes sigara içmesi söylenirse, bu deneme sonucunda şiddetti öksürük refleksinin geliştiği görülür. Oysa bağımlılarda, sigara solunurken öksürük refleksi kaybolmuştur.  Bunun nedeni yaşam meridyenlerindeki nikotinin etkisiyle oluşan değişikliklerdir.

Mora Terapi ile İçilen sigaranın elektromanyetik titreşim bilgisi vücudu saran enerji meridyenlerinden silinmektedir. Bu işlem sigara içme isteğinde belirgin bir azalma yaratır. Sigaranın içindeki zehirli maddelerin vücudu hızlıca terketmesini ve bu detoks sonrasında da sigaranın vücut için “dayanılmaz, tahammül edilmez” olmasını beraberinde getirir.

 

Mora Terapi yöntemiyle maddenin elektromanyetik bilgisi aynı ses kaydı yapar gibi kaydedilebilmektedir. Elektronik kayıt yardımıyla, maddenin kayıtlı frekans örneğini kullanarak homeopatik tedaviler yapılabimektedir. Bu amaçla kişinin evde kullanımı için homeopatik sıvılar oluşturularak sigara isteğini baskılayıcı etki devam ettirilmektedir.

Sigara bıraktırma tedavisinde 45 dakikalık uygulama sırasında oluşturulan bilgi bu yöntemle bir çip üzerine yazılarak yaklaşık 4 hafta kadar korunabilmektedir. Bu çipi vücudunda taşıdığı süre içerisinde kişi Mora Terapi uygulamasının etkisini vücudunda yaşamaya devam etmektedir.

Bu tedavi uygulaması çok yeni olduğu için, uzun süreli sonuçlarının belirlendiği bilimsel çalışmalar henüz yayınlanmamıştır. Gözlemlere dayanan sonuçlar çok başarılı bulunmaktadır.

Ancak sigara bıraktırma yöntemlerinin tümünde olduğu gibi bu tedavi yöntemini de bir destek tedavisi olarak değerlendirmek yararlı olacaktır. Sigarayı bırakacak olan bağımlının, olayın bilincinde olması ve bu bağımlılıktan kurtulmak için iradesini kullanması gerekmektedir.

Bu yöntemle sigara bıraktırma işlemi etkin, ağrısız, yan etkisiz ve güvenilir olması nedeniyle tercih edilmelidir.

 Vücudun enerji sistemiyle ilgili bilgiler Avrupa (özellikle Almanya) kökenli bir tamamlayıcı tıp akımının yansımalarıdır. Bu bilgiler ülkemizdeki klasik tıp uygulamaları içinde bilinmemekte veya bilinse de yaygın kabul görmemektedir. MORA-Terapide kullanılan cihaz bir tıbbi tedavi cihazıdır ve T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından da “Sınıf 2a Tıbbi Tedavi Cihazı” olarak onaylıdır.  ISO belgesi ve CE sertifikası mevcuttur. Türk Akreditasyon Kurumu TÜRKAK tarafından sertifikaları onaylanmıştır. Yani MORA-Terapi doktorlar tarafından ve çeşitli hastalıklarda kullanılabilir ancak frekanslarla yapılan bu uygulamaların sadece diğer tedavi yöntemlerini tamamlayıcı olarak kullanılabileceği unutulmamalıdır. Bu sayfaları okuyan herkesin bu sayfada yazılanların klasik tıbbi bilgiler olmadığını ve MORA-Terapi yanında homeopati, elektro-homeopati ya da renklerin de tedavi edici olarak kullanılmadığını ya da herhangi bir tedaviye alternatif olmadığını ancak doktorun tercihi doğrultusunda diğer tedavileri destekleyici şekilde ve klasik yaklaşımlara ek olarak kullanıldığını bilmesi önemlidir.

Responses are currently closed, but you can trackback from your own site.

Comments are closed.

Düzenleme: DoktorLife.com DoktorLife | See the Latest Cell Phone Deals at Bestincellphones.com. | Thanks to MMORPG, Video Game Music and Isochronic beats

Tasarım: 2010 DoktorLife.com , MORA Turkey : http://www.neosante.com.tr/index.html
Önemli Not…
Bu sitede bahsedilen hastalıkların nitelikleri ve vücudun enerji sistemiyle ilgili bilgiler Avrupa (özellikle Almanya) kökenli bir tamamlayıcı tıp akımının yansımalarıdır. Bu bilgiler ülkemizdeki klasik tıp uygulamaları içinde bilinmemekte veya bilinse de yaygın kabul görmemektedir. MORA-Terapide kullanılan cihaz bir tıbbi tedavi cihazıdır ve T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından da "Sınıf 2a Tıbbi Tedavi Cihazı" olarak onaylıdır. Yani MORA-Terapi doktorlar tarafından ve çeşitli hastalıklarda kullanılabilir ancak frekanslarla yapılan bu uygulamaların sadece diğer tedavi yöntemlerini tamamlayıcı olarak kullanılabileceği unutulmamalıdır. Bu sayfaları okuyan herkesin bu sayfada yazılanların klasik tıbbi bilgiler olmadığını ve MORA-Terapi yanında homeopati, elektro-homeopati ya da renklerin de tedavi edici olarak kullanılmadığını ya da herhangi bir tedaviye alternatif olmadığını ancak doktorun tercihi doğrultusunda diğer tedavileri destekleyici şekilde ve klasik yaklaşımlara ek olarak kullanıldığını bilmesi önemlidir.